Advert
ümraniye escort bayan antalya escort bayan

Çanakkale, Cumhuriyetimizin Önsözü’dür…

“Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Ya istiklal! Ya ölüm…” Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK”

Çanakkale, Cumhuriyetimizin Önsözü’dür…
Çanakkale, Cumhuriyetimizin Önsözü’dür… İbrahim DİNÇ-Eğitimci
Bu içerik 1542 kez okundu.

Dur Yolcu! Bilmeden gelip bastığın

Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.

Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın

Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Necmettin Halil Onan’dan…

“18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’mizin 105’inci yılını yâd etmek maksadıyla kaleme aldığım bu eşsiz metin Çanakkale’yi bizlere en detaylı ve yaşanmış hatıralarla anlatan Devletler Tarihi  Araştırmacı-Yazarı Tarihçi Merhum Mehmed Niyazi Hocamın kaleminden aktarmak istedim. Merhum Mehmed Niyazi Hocamın ‘Çanakkale Mahşeri’ adlı eserini mutlaka okuyalım ve okutalım…”

Hayatın iki kaynağı vardır birisi metafizik, din, maneviyat; diğeri ilimdir. Metafizik biz de vicdandır. Vicdan bizde sorumluluk duygusunu oluşturur, vicdan bize başkasını düşündürür. Metafizik ve vicdan cemiyette kültürü oluşturur. Eğer Dostoyevski koyu bir Ortodoks olmasaydı, Suç ve Ceza’yı yazamazdı. Rembrandt koyu bir Hıristiyan olmasaydı o renk cümbüşü olan Hz. İsa ölüleri diriltiyor, Hz. İsa şifa dağıtıyor gibi tablolar yapamazdı. Eğer Mimar Sinan hücrelerine kadar inanmış bir mümin olmasaydı arkasında fevc fevc o kubbeleri bırakamazdı.

Rivayet edilir ki; Lozan Anlaşmaları müzakereleri sürdüğü zaman Vecdi Öz, ünlü Türk düşmanı Lord Curzon’a  “Edirne’yi bize verin der. O da verelim, verelim de Selimiye’yi ne yapacaksınız. Selimiye ile Edirne’yi size versek bize zalim derler. Selimiye’yi yıkıp Edirne’yi size versek bize barbar derler.  Bugüne kadar sizin için çok şey olduk, şimdi de zalim mi olalım barbar mı olalım onu söyle, ondan sonra Selimiye’yi size verelim. Bakın günün olaylarını, tabiat olaylarını ilimle izah edemezsek bu metafizik duygular, metafizik inançlar urgana dolaşıp gelip sizi boğup atar.

Benim çocukluğumda bizim ilçemizde bir amcamız Singer dikiş makinesi almıştı, bu makine o zaman için büyük bir hadise idi. Mahalleli başına toplandı. Sakallı bir amcamız diyor ki; bu makineyi biz niye yapamıyoruz? Çünkü bu dünya Hıristiyanlara aittir. Ahiret bize aittir. Eğer, o amcamız Singer dikiş makinesini niçin yapamadığımızı izah edebilseydi veya 250 sene önce bizim yaptıklarımızın yanında Hıristiyan âleminin geçemeyeceğini bilseydi böyle bir hurafeyi üretmezdi.

Bir gün üç arştırmacı-yazar arkadaş, ikisi yabancı biri bendeniz 1500 senesini esas alarak bir araştırma yaptık. Bizim dünyamızdan Fatih Külliyesini (medresesini) esas aldık. Latin dünyasından yani Romanya, İtalya, Fransa, İspanya gibi Avrupa dünyasından Paris’teki onların beyni olan Sorbonne Üniversitesini aldık. 1500 senesinde Fatih Medresesi’nde tıpla ilgili 926 kitap var. 1500 senesinde Latin dünyasının beyni olan Sorbonne de tıpla ilgili 9 kitap var. Gerisi bizden tercüme İbni Sina’dan, Farabi’den, Buruni’den. Cermen dünyasının beyni olan Frankfurt’ta tıpla ilgili 12 kitap var. Onun da 7’si bizden tercüme.

1800 senesini esas aldık. “Onlar füze gibi çıkıyor, biz betona kafa üstü çakılıyoruz.”  Demek ki 1500 senesi ile 1800 senesi arasında bizde düşüş var. Ne oldu? Onu bir kenara bırakıyorum. Sonuçları hakkında birkaç şey söylemek istiyorum.

1526’da Macaristan’a giden ordumuzun sayısı 101.000.Drama ve Sava gibi büyük ırmaklara köprüler kurup geçtikten sonra bunları havaya uçuruyorduk. Bazı kaleleri geri alıyorduk. Bu sıkıntılı yürüyüşe rağmen bizim ordumuzun günlük yürüyüş hızı 11800 metredir. Dümdüz ovada gelen Macar ordusunun hızı 3800 metredir. Macarların sayısı 222.000’di, bizimkisi 101.000’di. Mohaç’ta bu iki ordu karşı karşıya geldi, savaş iki saat sürdü. Papa’nın takviye ettiği Macar ordusu ile savaştık. Biz 144 şehit verdik. Macarların sadece bataklıkta boğulan kralları da dâhil 25.000 üzerinde ölüsü vardı. Niçin? Çünkü bizim 300 topumuz vardı. Macarların 1 topu, 1 mermi atana kadar bizim 1 topumuz, 6 mermi atıyordu. Macar’ın topunun 1 tazyikine karşı bizimkisi 7 kat tazyik yapıyordu. Yani Macar’ın 56 topuna karşı bizim 300 çarpı 6, çarpı 7 teknolojik üstünlüğümüz vardı. Herhalde ceddimiz “Evliya Meşrep” insanlardı. Gelecek nesiller okusun, ibret alsın diye Kanuni, bütün devlet adamlarına, paşalarına hatıratlarını yazdırdı. Onlar yazdılar, ama biz elhamdülillah okumuyoruz. Demek ki biz Avrupa’ya karşı üstünlüğümüzü önce ilimde sonra sanayi de kaptırdık.  

Bakışlarımızı Avrupa’ya çevirdiğimiz vakit, modern teknoloji nerede başlamıştır: Almanya ve İngiltere’de… Niçin? Çünkü buralarda demir ve kömür bol olduğu için, demir ve kömür müspet ilimlerle buluştuğu için. 1850’den itibaren ekonominin 2. gücü olan demir ve kömür yerini petrole bıraktı. O zaman dünyada bilinen rezervler itibari ile en çok petrol Osmanlı’da vardı. Nerede vardı? Kuveyt’te, Musul’da, Kerkük’te vardı. İşte bundan dolayı 1850’den 1914’te kadar adeta bir ölüm savaşı başladı. O acılı ve sıkıntılı günlerin deha devlet adamı

2’inci Abdülhamit Han’ın en büyük endişesi o zaman bizim başımızdaki dört büyük devlet idi. Almanya, Fransa, İngiltere ve Rusya. Bunlar bir araya gelirlerse bizi arzu ettikleri gibi bölerler veya haritadan silerler. Sen Türk’sün, Müslümansın onlarla asırlardır boğuşan bir milletsin. Bu 4 büyük devlet seni haritadan siler. Onun için bu 4 devletin bir araya gelerek sana tuzak kurmaması için 2’inci Abdülhamit Han onların arasına bir bomba koydu. Neydi bu bomba, İstanbul-Bağdat; İstanbul- Medine devlet demir yolları imtiyazıydı.  2’inci Abdülhamit Han  bunun yapımını İngilizlere vermek istiyordu. Ama İngilizler buna taraftar olmadı. Almanlara vermek zorunda kaldı. 2’inci Abdülhamit Han savaşın galibinin İngiltere bloğu olacağını biliyordu. Bu blokta en karışık ülke Rusya’ydı. Biz bu bloktaki devletlerle ittifak kurmaya çalıştık ama yapamadık. Bunun üzerine Almanya’ya gizli bir şekilde başvurduk. Almanların yanında savaşa girmek istediğimizi bildirdik.

Biz Almanya ve Rusya’nın birbirini kırmasından sonra savaşa girmeyi planlıyorduk.

***

Çanakkale Savaşları çok büyük savaşlardır. Enver Paşa, Boğaz’daki müstahkem mevkilerin tahkimatı ile uğraşırken Genelkurmay Başkan Vekili Bahattin Bey’in imzasıyla daha önceden bize sığınan ve Çanakkale’de bağlı olan iki Alman savaş  gemisi çıkar. İstanbul Boğazı’ndan geçer ve Sivastopol’u bombalar. Bunun neticesinde  kendimizi savaşın içinde buluruz. Bunun üzerinde Churchill, Çanakkale Cephesinin açılmasını istedi. Biz Çanakkale’yi iki günde geçeriz dedi. Burada savaş 14 ay 6 gün sürdü.

15 Mart 1915’e kadar düşman donanması 7 km kadar Boğaz’a girerler ve oradaki mayınları toplarlar. Biz oraya bir daha mayın dökmeyelim diye Boğaz’da büyük gemileri ile nöbet tutarlar.

18 Mart’ta büyük bir taarruz planlayan düşman donanması 17 Mart’ta havadan uçaklarıyla ve denizden bizim Boğaz’a tekrar mayın döşememiz ihtimaline karşılık keşif yaparlar ve fotoğraf çekerler. 18 Mart akşamı büyük bir hücum yapacaklardır. O sırada bizim değişik batık gemilerden çıkardığımız 26 kara kovan mayınla beraber Nusret mayın gemimiz Çanakkale Boğazı’nda beklemektedir. Mart ayının 17’sini 18’e bağlayan gece hafif bir sis olur. Nusret mayın gemisinin komutanı İsmail Hakkı Bey’dir. Cephane Komutanı Tophaneli Yüzbaşı Hakkı Bey’dir.                 

Gemi Çanakkale boğazı üzerinden yol alır. Gelibolu kıyısına yaklaşır. Nerede mayın olduğunu bilen komutanlarımız Nusrat Mayın Gemimizle kıyıyı takip ederek gelir. O anda bizim subaylarımız geminin projektörlerini Golyat’a çevirir. Golyat da ne oluyor diye projektörlerini bize çevirir. Bu arada bu fırsattan yararlanan Nusrat Mayın Gemisi Komutanımız Binbaşı Nazmi Bey ve Güverta Komutanımız Yüzbaşı Tophaneli İsmail Hakkı Bey  mayınları döker ve Golyat’a görünmeden geri döner. “Bu heyecana daha önceden kalp krizi geçirmiş olan Yüzbaşı Tophaneli İsmail Hakkı bey’in  kalbi dayanmaz ve tekrar kalp krizi geçirir. Bir rivayete göre orada, bir rivayete göre de hastanede şehit olur. Dört yaşındaki kızı geride kalır.

Düşmanın Quen Elizabeth gibi büyük gemileri boğazdan girerken askerlerimizi galeyana getirmek için Çanakkale’de, Eceabat’ta dalga dalga ezanlar okunur.

Savaş 08.31’de başlar. 11.10’ a kadar savaşı Selahattin Adil Bey yönetir. Selahattin Adil Bey’in bir gözü Marmara’da, Müstahkem Mevkii Komutanı Orgeneral Cevat Çobanlı paşa gelsin diye bakar. (Binbaşı Selahattin Adil Bey Müstahkem Mevkii “Boğazlar” Komutanı Orgeneral Cevat Çobanlı Paşamızın Emir Subayıdır.)

Onların 281 topu vardır. Topları dönerlidir. Bizim 79 topumuz vardır ve çakılıdır. Hatta tepelere düşman, top zannetsin diye soba boruları konulmuştur.

Saat 11.10’da Rıfat Paşa gelir, kumandayı ele alır. Bizim top mermisi sıkıntımız vardır. Sonuçta saat 13.00’a doğru 281 top bizim tabyalarımızı dövmeye başlar. Rumeli Mecidiyesi dövülürken havada, vurulan askerlerimizin uçuştuğu görülmüştür. Altı dakika boyunca top mermisi yağmıştır.

Seyit Onbaşı karşısındaki Niğdeli Ali’ye diyor ki “Gel yardım et, şu karşıdaki gemiyi vuralım.” Mecidiye Tabyasında görevli askerlerden sadece iki kişi sağ kalmıştır. Biri Havranlı Kocaseyit, diğeri Niğdeli Ali’dir. Mecidiye Tabyasında Çakılı Toplarının vinçleri de kırılmıştır. Niğdeli Ali top mermilerini kaldıramayız diyor. Niğdeli Ali Seyit Onbaşı ne yapacak diye merak eder.  Seyit Onbaşı, nasırlı ellerini aslan pençesi gibi gerdi, kuma sürdü ve 212 Okka / 276 kg’ lık mermiyi kaldırdı, namluya sürdü. Atışını yaptı ve  gemiyi tam isabet dümeninden vurdular. Vurulan gemi, diğer gemilere çarpmamak için yol değiştirdi. Daha önceden döşediğimiz mayınlara doğru savrulan düşman donanması Almanların bize işe yaramaz dediği, Nusrat Mayın Gemimizin on gün önce döşediği karakovan mayınımıza çarparak infilak eder. Ve bu vakıanın neticesinde hiç yenilmeyen, İngiliz Armadası “Deniz Filosu” tarumar olur. Bu olayı duyan askerlerimiz büyük moral buldular.

Düşman kuvvetleri boğazı geçemeyeceklerini anlayınca, geri çekildiler. Haberler bomba şeklinde Paris’e, Londra’ya düştü.

Resmi rapor açıklanır. Düşman kuvvetlerinin kaybı, ajansların açıklamalarındaki kayıtlardan çok daha fazladır. Düşman donanmasının üçte biri sulara gömülmüş, üçte biri kullanılmaz hale gelmiştir. Bir bomba da İstanbul’a düştü. İstanbul’un nüfusu o zaman 850 bin idi. 450 bin Rum, 70 bin Ermeni, 70 bin Yahudi idi. Donanma boğazı nasıl olsa geçecek diye, Taksim’de büyük bir merasim düzenlenecekti. Karşılama komiteleri kurulmuştu. Hatta bugünkü Beyoğlu, İstiklal Caddesine bakan camlar çok büyük paralarla bu merasimi seyretmek için kiralanmıştı. Donanma boğazı geçemeyince Müslüman halktan korkan Gayri Müslimler evlerine kapanmıştı.

Bir bomba da Kırım’a düştü. İstanbul’u kuşatmak için bekleyen donanmanın eli boş kaldı.

İki gün sonra Müstahkem ‘Boğazlar’ Mevkii Komutanı Orgeneral Cevat Çobanlı Paşa bir fotoğrafçı ile beraber geldi. Kahraman Cengaver Kocaseyit’e;“Evladım şu top mermisini bir kez daha kaldır da fotoğrafını çekelim” dedi. Koca Seyit Kumandanına mahcup olmamak için var gücü ile mermiyi kaldırmaya çalıştı. Ancak kaldıramadı. Cevat Paşa, “o zaman nasıl kaldırdın evladım”dedi. Seyit Onbaşı; “ kumandanım düşman gelsin yine kaldırırım”dedi.

Çanakkale Cumhuriyetimizin önsözüdür.

Cumhuriyetimizin önsözü olan ve Türk tarihinde tek savunma savaşımız olan Çanakkale cephemizde Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Çakmak Paşa, Kazım Karabekir Paşa gibi kurtuluş mücadelemizde görmüş olduğunuz bütün paşalar Albay ya da Yarbay olarak görev almışlardır.

Denizden sonuç alamayan yedi düvel “Düşman Orduları” 22 Nisan’da tekrar karadan çıkarma yapacaktır. Çünkü 22 Nisan İngiliz İmparatoru’nun doğum günüdür. O gün, feci bir fırtına olur. Düşman çıkarması 24 Nisan’a kalır.  Anzak askerleri İskenderiye’de eğitim görüyordu. Biz de İstanbul Darülfünun’da 2500 öğrenci, (Liselerin son sınıfları, özellikle onbinlerce medrese öğrencisi) Çanakkale’deki orduya katıldı. 24 Nisan sabahı İngiliz, Fransız ve Anzak askerleri çıkarmaya başladı. Bizim kurmay heyetimiz de hangi çıkarmanın gösteri çıkarması, hangi çıkarmanın gerçek çıkarma olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.

Düşmanın iki hedefi vardır. Birincisi Güney Cephesi Seddülbahir Alçıtepe, ikincisi Kuzey Cephesi Arıburnu Kabatepe. Bu tepeler bütün Çanakkale’ye hakimdir. Düşmanın hedefi belli olunca ihtiyatta bulunan kuvvetlerimiz hücum eder. Düşmanın saldırıları esnasında Arıburnu’nda bir gedik açıldı. Oraya Hızır gibi 57’inci Alayımız yetişti. Kumandanı kurmay Yarbay Hüseyin Avni Bey idi. O da orada şehit oldu. Kumandayı yardımcısı Yusuf Ziya aldı, o da şehit oldu. Ancak düşmanı orada durdurdular. Askerlerimizde bir moralsizlik, panik alarmı belirince Fevzi Çakmak’ın kardeşi Nazif Çakmak bombalarla beraber düşmanın üzerine atladı, kendisi de paramparça oldu. Düşmanı da havaya savurunca askerimize büyük bir moral geldi ve orada o tepeyi geri aldık. 

Savaşta en zor olan şey, askerin kendini siperde tutmasıdır. O mermiler patlayınca delikanlı dediğimiz er, siperden fırlayıp düşmanı vurmak ister ama fırlayınca mermiyi yer. Dolayısıyla askerin kendini siperde tutabilmesi için hayat tecrübesine ihtiyaç vardır. İngilizler için Ağustos ayının çok büyük önemi vardır. Çünkü Eylül ayında Çanakkale’de yağmurlar başlar, bunu bilen General Şifonport komutasında bir çıkarma planlanır. İşte bu sırada Enver Paşa’nın Sarıkamış harekâtı, olmuştur. 7 Ağustos gecesi General Şifonport, Sulfe’ye çıkartma yapar. Onu orada birliklerimizin başında olan Yarbay Dimmer karşılar. Sayıca üstün olan düşman kuvvetlerine karşı Atatürk komutasındaki birlikler yetişir. Fakat bu esnada birliklerin arkadan kuşatılmasını engellemek için bu birliklerin tamamı değil, bir kısmı yardıma gelir. Düşman devamlı takviye almaktadır. Fakat bizimkiler elinde olan birlikleri muharebe olan yerlere kaydırarak, savaşa devam etmektedirler.18 Ekimde bardaktan boşanırcasına yağmur yağarken çok çetin, çok keskin muharebeler olur. Akşama doğru yağmur azalır, savaşta azalır. Ara sıra top atışları devam eder.O esnada Arıburnu’nun olduğu İsmail Tepesi’nden yanık bir türkü yükselir. “Ela gözlüm be bu elden gidersem, zülfü perişanım kal melül melül” diye. Alman Süvaribaşı Mülman diyor ki, “Ben böyle bir yanık ses duymadım.” Anzak Yüzbaşısı Dalter de “Ben böyle bir ses duymadım hayatımda..” demiştir. Bu sesi duyan Erzincanlı Oğuz Onbaşı, çamurların içinde yuvarlanarak “Allahım çok şükürler olsun, aradığım sesi buldum” dedi ve oğlunun sesini duyduğu için dünyalar onun oldu; ama buluşamazlar. Çünkü bulundukları tepeden ayrılmaları yasaktır.

1915’in Aralık ayının son günü Oğuz Amcam Karaburnu’nda bir makineliye yakalanır. Yaralanır… Akşam olduğu için sabah beklenir diğer yaralılarla birlikte sallarla Eceabat’a nakledilir. Hastanede karşılaştığı, yanık sesli tanınmayacak halde olan oğlunu duruşundan tanır. Oğlunun yüzünü şarapnel alıp götürmüş. Sıhhiyenin kollarında gelen babasını gören Mustafa, babam beni böyle görüp üzülmesin diye sırtını dönmüştür. Oğuz Onbaşı da oğlunu üzülmesin diye görmezlikten gelmiştir. Sıhhiye onu masaya yatırınca Mustafa’m demiş ve örtüyü üzerine çekmiş bu sesi duyan Mustafa sendelemiş ve ruhunu orada teslim etmiştir.

Çanakkale’nin geçilemeyeceğini anlayan müttefikler bizim fakirliğimizden yararlanmak isterler. Kendi ordularındaki moral bozukluğunu gizlemek için Kudüs dolaylarının güneyine giderler. Bunun üzerine kâfi miktarda asker bırakıp bizde Kudüs’ün güneyine asker göndeririz.

Çanakkale Savaşı ile ilgili bir anekdot şöyledir. Binbaşı Mahmut Sabri Bey’in Selimiye Kütüphanesi’ndeki hatıratında: Birliklerimi dinlendirmek için ağaçların bulunduğu bölgeye doğru yönlendirdim. O esnada orada oturan bir birlik vardı. Beni görünce ayağa kalktılar.  İçlerinden biri gözüme çarptı. Yağız bir gençti. Adını sordum, Murat dedi. Saçları kınalı idi.   Sordum, “oğlum kınayı saçına  ne için yaktın” dedim; Asker Murat,“Komutanım askere gelmeden önce annem yaktı” dedi. Ve Murat başını öne eğdi ve komutanına cevap veremedi. Murat, bir müddet sonra annesine mektup yazarak; “Anne, kardeşim Sedat askere gitti. Kına yakmadın. Bana niye kına yaktın?” diye sordu. Bir müddet sonra Kınalı Murat şehit oldu. Annesinden gelen mektubu okuyamadan şehit olan Murat’ın mektubunu tabur komutanı açtı, Kınalı Murat’ın anasının şu satırlarını okudu.

“Ey gözümün nuru Murat! Rabbu’l-alemin seni yerdeki karıncadan korusun diyorum; ama orada şehit olacağını biliyorum. Zabit Efendi’ye selam söyle. Biz de kurbanlık koyunlara kına yakılır. Sen beş kardeşin İsmail’isin. Sen milletimizin kurbanısın, onun için ben senin saçlarına kına yaktım, süsledim gönderdim.”

İşte bu ruhla yetişen bir milletin; Çanakkale’de, bitti denen bir milletin küllerinden yeniden doğuşudur. Ta Orta Asya’dan, Mete zamanında “gök çadırımız, güneş bayrağımız” diyen bu millet daha sonra İslamiyet’i benimsedi ve bu mukaddeslerinin yerine Allahı, ve

Peygamberini koydu.

Dünya medeniyetinin eşsiz örneği, kahraman bir milletin ve yüzyıllarca koca bir devletin çocukları olduklarını Çanakkale’de bir daha gösterdiler.

Allah bu milletin, bu ruhuna ve inancına zeval vermesin inşallah.

 “Göz görür gönül sever” derler. Tüm kahramanlarımızı yâd edelim. Mezarlarını ziyaret edelim. Onları asla unutmayalım. Çünkü onlar tarihimize mal olmuş birer kahramandır. Onların sevgisi gönlümüzde kanayan birer yaradır. Her daim acılarını duymalıyız.

Tarihimizi ve kültürümüzü iyi tanıyalım. Bu vesile ile canlarını ve kanlarını istiklal ve istikbalimiz için feda eden tüm şehidlerimize Rabbımdan gani gani rahmet, yaralı gazilerimize de acil şifalar dileriz.

Not: Bu vesile ile Merhum Mehmed Niyazi Hocama ve tüm şehitlerimize Rabbımdan gani gani rahmet, gazilerimize acil şifalar dilerim. Değerli Merhum Hocamız Tarihçi Araştırmacı-Yazar Mehmed Niyazi Bey’in ÇANAKKALE MAHŞERİ adlı eserini mutlaka her vatandaşımız okumalı ve okutmalıdır.

Hazırlayan: İbrahim DİNÇ-Anadolu Yakası Haber

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
PENDİKLİ İŞADAMIMIZDAN ÖRNEK DAVRANIŞ
PENDİKLİ İŞADAMIMIZDAN ÖRNEK DAVRANIŞ
AKYAKA PARK AVM’DEN MİLLİ DAYANIŞMA KAMPANYASI’NA 1.071.000 TL !
AKYAKA PARK AVM’DEN MİLLİ DAYANIŞMA KAMPANYASI’NA 1.071.000 TL !

iskenderun escort bayan konya escort bayan iskenderun escort iskenderun escort iptv izmir escort izmir escort bayan alsancak escort balçova escort bornova escort buca escort çeşme escort çiğli escort gaziemir escort izmir anal escort izmir arap escort izmir çıtır escort izmir grup escort izmir olgun escort izmir rus escort izmir sınırsız escort izmir ucuz escort izmir vip escort izmir yeni escort karşıyaka escort üçyol escort antakya escort